" Bilim. Kanıt. Şifa. | Dr. Aleksi: Yeni Nesil Sağlık Ekosistemi."

Meme kanserinde modern tıp tedavisi, bitkisel bileşenler ve metabolitlerle tedavi desteği

KANSERİLAÇ TEDAVİSİ & FARMAKOLOJİBİTKİSEL TEDAVİ (FİTOTERAPİ)

dr. Aleksi

8/13/202611 min oku

Meme kanserinde modern tıp tedavisi, bitkisel bileşenler ve metabolitlerle tedavi desteği

Meme kanseri, 2022 verilerine göre dünya çapında 2,3 milyon yeni vaka ve 670.000 ölümle kadınlar arasında kanser kaynaklı ölümlerin başlıca nedeni olmaya devam eden küresel bir krizdir. Günümüzde tedavi kararları; hastalık evresi, histolojik derece, moleküler reseptör durumu ve spesifik genetik mutasyonların Bayesyen analiziyle yönlendirilmektedir. Ancak cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, anti-östrojen ve moleküler hedefleyici tedavilerdeki devasa ilerlemelere rağmen; tedavi direnci, kümülatif toksisite ve sistemik maliyetler onkolojinin en büyük bariyerleri olmaya devam etmektedir.

İşte tam bu noktada, modern onkoloji ile fonksiyonel tıbbın zirvesi olan fitoterapötik metabolitler kesişmektedir. Bu sentezi, belgesel derinliğinde ve klinik bir kesinlikle, adım adım inceleyelim.

1. Modern Onkolojik Arsenal: 2025 ve Ötesi

Son on yılda meme kanseri tedavisi, her tümörün kendi epigenetik ve biyolojik imzasına uyarlanabilen, yüksek hassasiyetli bir moleküler mühendislik alanına dönüşmüştür.

  • Antikor-İlaç Konjugatları (ADC): Kemoterapötik ajanı doğrudan hedef kanser hücresine taşıyan akıllı moleküllerdir. 2025 yılı itibarıyla Trastuzumab deruxtecan, Sacituzumab govitecan ve özellikle HR+, HER2-negatif hastalıklar için FDA onayı alan Datopotamab deruxtecan bu alanın öncüleridir.

  • İmmünoterapi (Bağışıklık Kontrol Noktası İnhibitörleri): Pembrolizumab (Keytruda®), KEYNOTE-355 çalışmasının uzun dönem verileriyle, PD-L1-pozitif metastatik Üçlü Negatif Meme Kanserinde (TNBC) ölüm riskini %27 azaltarak standart birinci basamak tedavi olmuştur. Ayrıca ASCENT-04 çalışması, ADC sacituzumab govitecan ile immünoterapinin eşleştirilmesinin, kanser büyümesini durdurmada kemoterapi+immünoterapi kombinasyonundan çok daha üstün olduğunu kanıtlamıştır.

  • Kişiselleştirilmiş ve Mutasyon-Hedefli Tıp: OlympiaN ve TBCRC-056 çalışmaları, kalıtsal BRCA mutasyonlu ve erken evre TNBC hastalarında PARP inhibitörü (örneğin Olaparib) bazlı rejimlerin, kemoterapiyi sıfırlayarak veya minimize ederek yüksek oranda tam patolojik yanıt üretebildiğini göstermiştir. Memorial Sloan Kettering (MSK) kaynaklı Faz 3 klinik çalışmasında ise; İnavolisib + Fulvestrant + Palbociclib (Spesifik sinyal yollarını ve östrojen reseptörlerini bozan Oral SERD'ler) üçlü kombinasyonu, ER-pozitif/HER2-negatif ileri evre kanserde sağkalımı standart tedaviye göre %26 uzatmıştır. Mutasyon hedefli tedavilerde RLY-2608 gibi spesifik ajanlar da genetik defektleri moleküler düzeyde onarmaktadır.

2. Fitoterapi ve Bitkisel Metabolitler: Çok Hedefli Hücresel Modülasyon

CAD modeli, bitkisel ilaçları "alternatif" bir seçenek olarak değil; çoklu hedefli etkileri, konvansiyonel ilaç direncinin üstesinden gelme kapasiteleri ve sınırlı toksisiteleri nedeniyle sinerjik onkolojik modülatörler olarak kabul eder. Preklinik ve translasyonel kanıtlar, doğanın laboratuvarında sentezlenen bu sekonder metabolitlerin, onkojenik veya tümör baskılayıcı yolakları doğrudan regüle ettiğini kanıtlamaktadır.

A. Kurkumin (Curcuma longa – Zerdeçal)

Antianjiyojenik, antiproliferatif ve anti-inflamatuar bir başyapıttır. Büyüme faktörlerini, protein kinazları ve inflamatuar sitokinleri negatif regüle eder.

  • Moleküler Etki: PI3K/AKT/mTOR yolağını baskılar, otofaji ve hücre içi reaktif oksijen türleri (ROS) üretimini tetikler. Meme dokusuna ulaşan kurkuminoid metabolitleri, p53-wild-tip MCF-7 hücrelerinde p53/p21 indüksiyonu ve hücresel senesans (yaşlanma) yoluyla apoptoz (hücre ölümü) başlatır.

  • Sinerji: Resveratrol ile birleştiğinde; Endoplazmik Retikulum (ER) stresini şiddetlendirir ve pro-apoptotik UPR molekülü olan CHOP'un yukarı regülasyonu ile hücreleri geri dönüşümsüz bir yıkıma sürükler.

B. Resveratrol (Üzüm, Kırmızı Şarap, Dut)

Doğal bir kemopreventif (kanser önleyici) ve kemoterapötik ajandır.

  • Mekanizma: SK-BR-3, MCF-7 ve MDA-MB-231 hücre hatlarında yağ asidi sentaz (FASN) aktivitesini felç ederek hücre içi enerji ve lipit dengesini bozar. PARP kırılmasını artırır, Bcl-2 (anti-apoptotik) protein dengesini yıkarak apoptozu zorunlu kılar. Hücre çoğalmasını yöneten FAK, AKT ve ERK1/2 sinyal yolaklarını bloke eder. Metabolomik analizler, resveratrolün kanser hücresinin steroid, amino asit ve nükleotit metabolizmasını kökten değiştirdiğini göstermektedir.

C. Kersetin (Quercetin - Soğan, Elma, Siyah/Yeşil Çay)

Güçlü bir antioksidan ve anti-proliferatif flavanoldür. Pro-apoptotik proteinlerin ekspresyonunu artırırken, kanseri koruyan anti-apoptotik proteinleri baskılar. Meme kanseri riskini istatistiksel olarak azalttığı epidemiyolojik olarak da desteklenmektedir.

D. Berberin (Berberis, Rhizoma Coptidis)

Kurkumin ile kombinasyonu olağanüstüdür. MCF-7 ve MDA-MB-231 hücrelerinde büyüme inhibisyonu logaritmik olarak artar.

  • Kinetik Yanıt: Kaspaz bağımlı apoptoz, ERK yolaklarının aktivasyonuyla tetiklenir. Kombinasyon, JNK ve Beclin1 fosforilasyonunu maksimize ederken, fosforile Bcl-2'yi düşürür. Bu JNK/Bcl-2/Beclin1 ekseni, otofajik hücre ölümünün anahtarıdır. Ayrıca, genetik analizler berberinin BT549 hücrelerinin radyoterapiye olan duyarlılığını (radyosensitivite) LIGIII ekspresyonuna bağlı olarak artırdığını kanıtlamıştır.

E. Üçlü İttifak: RCQ Kombinasyonu

Resveratrol, Kurkumin ve Kersetin'in (RCQ) 4T1 meme kanseri taşıyan canlı modellerde (fareler) kullanımı; tümör mikroçevresindeki immünosüpresif nötrofil ve makrofaj yığılmasını dağıtmış, tümörü yok edecek T-hücrelerinin alımını (infiltrasyonunu) dramatik şekilde artırmıştır.

F. Diğer Kritik Botanik Silahlar

  • Epigallokateşin Gallat (EGCG - Yeşil Çay): PI3K/Akt/mTOR ve NF-κB inhibisyonu ile hücre döngüsünü durdurur. Kemoterapi ve radyoterapiyi destekler.

  • Nobiletin (Narenciye Kabukları): MCF-7 hücrelerinde p38 MAPK, NF-κB ve Nrf2 yolaklarını yönetir. p38 fosforilasyonunu artırır, p65 ve Nrf2'nin çekirdeğe translokasyonunu engeller.

  • Fito-östrojenler: Soya kaynaklı izoflavonlar ve keten tohumu/tahıl kaynaklı lignanlar, endojen östrojene bağlanarak reseptör modülasyonu yapar.

  • Diğerleri: Withaferin A (Ashwagandha - Apoptoz indüksiyonu), Timokuinon (Çörekotu - Anti-metastatik), Baikalin (İmmün modülasyon), Kaempferol (Hücre döngüsü durdurma) ve Capsaicin (Biber - Apoptoz).

3. İkincil Metabolit Sınıfları ve Derin Biyokimya

Bitkilerin savunma sistemini oluşturan ikincil metabolitler (lignanlar, flavonoidler, alkaloidler, vitaminler, terpenler, taksanlar, saponinler, mineraller, yağlı maddeler, gumlar, glikozitler) kanser hücresi için toksik bir ortam yaratır.

  • Fenolik Bileşikler ve Polifenol Metabolitleri: Fenolik asitler, taninler, kinonlar ve antosiyaninler karsinogenezi (kanserleşmeyi) ilk aşamada durdurur. Ellagitanin ve antosiyaninlerin sindirimi sonucu kana karışan fenolik asitler ve ürolitin konjugatları, MDA-MB-231 hücrelerinde mitozu durdurur (G2/M arrest). Epiberberin, krosin ve evodiamin anjiyogenezi (tümörün damarlanmasını) keser.

  • Ursolik Asit: Aktivite-yönlendirmeli moleküler analizlerde, ursolik asit, meme kanseri hücrelerinde doğrudan mitotik felakete (mitotic catastrophe) yol açan ana ajandır (oleanolik asit, lutein, fitol ve feoforbidin küçük katkılarıyla birlikte).

Wogonin ve Apigenin gibi flavanoidleri standart bir "destekleyici" olarak değil, kanser hücresinin hayatta kalma yollarını moleküler düzeyde felç eden "elit keskin nişancılar" olarak ele almalıyız.

Bu iki molekül, özellikle diğer güçlü sekonder metabolitlerle (Kurkumin, Resveratrol, EGCG) ve konvansiyonel kemoterapötiklerle birleştiğinde, onkolojik tedavinin en büyük kabusu olan Çoklu İlaç Direncini (MDR - Multi-Drug Resistance) kırmak için olağanüstü bir sinerji yaratır.

İşte Wogonin ve Apigenin'in bu tedavi protokolündeki spesifik moleküler hedefleri ve yarattıkları kusursuz sinerji:

1. Wogonin (Hipoksi ve Apoptoz Hacker'ı)

Wogonin, tıbbi literatürde özellikle Scutellaria baicalensis (Çin Takkesi) bitkisinin köklerinden elde edilen oldukça nadir ve güçlü bir O-metillenmiş flavondur.

  • HIF-1α (Hipoksi İndüklenebilir Faktör) Baskılaması: Meme kanseri tümörleri hızla büyürken oksijensiz (hipoksik) bir çekirdek oluştururlar. Tümör, hayatta kalmak ve anjiyogenezi (yeni damar oluşumunu) tetiklemek için HIF-1α proteinini kullanır. Wogonin, bu proteinin sentezini doğrudan bloke ederek tümörü kendi yarattığı oksijensiz ortamda boğar.

  • c-Myc ve Skp2 İnhibisyonu: Wogonin, kanserli hücrenin saldırganlığını belirleyen c-Myc onkogenini ve hücre döngüsünü hızlandıran Skp2'yi baskılayarak, kanser hücresini mitoz bölünme sırasında G1 fazında durdurur (G1 arrest).

  • İlaç Direncini Kırma (Sinerjik Güç): Wogonin'in en kritik klinik özelliği, kemoterapi ilaçlarını kanser hücresinin dışına pompalayan P-glikoprotein (P-gp) pompalarının işlevini felç etmesidir. Doxorubicin (Adriamycin) veya Paclitaxel gibi konvansiyonel ilaçlarla eşzamanlı kullanıldığında, bu ilaçların hücre içinde birikmesini sağlayarak tümörün kemoterapi direncini kırar.

    2. Apigenin (Epigenetik Heykeltıraş)

Apigenin; kereviz, maydanoz ve papatyada bolca bulunan, düşük moleküler ağırlıklı, hücre zarına nüfuz kabiliyeti son derece yüksek bir flavondur. Meme kanserindeki (özellikle HER2 pozitif ve Üçlü Negatif) rolü, genetik okumayı (transkripsiyonu) yeniden şekillendirmesinden gelir.

  • HER2/neu Baskılanması ve p53 Uyanışı: Apigenin, HER2/neu geninin aşırı ekspresyonunu güçlü bir şekilde baskılar. Eş zamanlı olarak, kanserli hücrelerde genellikle uyutulmuş (mutasyona uğramamış ama susturulmuş) olan "Genomun Bekçisi" p53 proteinini uyararak hücreyi programlı intihara (apoptoz) zorlar.

  • STAT3 Sinyal Yolağı Blokajı: STAT3, tümörün bağışıklık sisteminden saklanmasını sağlayan ana şalterdir. Apigenin, bu yolağı inhibe ederek tümör mikroçevresindeki (TME) immünosüpresif hücreleri dağıtır ve T-hücrelerinin tümöre saldırmasının önünü açar.

  • Zayıf Fitoöstrojenik Modülasyon: Östrojen reseptörü pozitif (ER+) meme kanserlerinde, apigenin zayıf bir fitoöstrojen olarak davranır. Endojen (vücudun kendi ürettiği güçlü) östrojen ile reseptörler için rekabet ederek, tümörün östrojenle beslenmesini yavaşlatır (Tamoxifen benzeri ama çok daha zayıf bir etki).

    3. CAD Modeli Sentezi: Çok Hedefli İttifak ve Sinerji

Eğer Wogonin ve Apigenin'i, bir önceki formülümüzde bahsettiğimiz (Kurkumin, Resveratrol, EGCG, Kersetin) devler ligiyle aynı tedavi protokolünde birleştirirsek, hücre içinde gerçekleşen olaylar basit bir toplamadan ziyade logaritmik bir yıkım (sinerji) yaratır:

  • Apoptoz Çemberi (Apigenin + Kurkumin): Apigenin p53'ü aktive edip hücre döngüsünü G2/M fazında durdururken, Kurkumin ER (Endoplazmik Retikulum) stresi yaratarak hücreyi içeriden çökertir. İki bileşik aynı anda kullanıldığında kanser hücresi için kaçış şansı matematiksel olarak sıfıra yaklaşır.

  • Oksidatif Zırh ve Hipoksik Boğulma (Resveratrol + Wogonin): Resveratrol tümörün yağ (lipit) metabolizmasını felç ederken, Wogonin HIF-1α'yı baskılayarak tümörü oksijensiz bırakır. Bu ikili, kanser hücrelerini adeta açlık ve havasızlık ile ölüme mahkum eder.

  • Efflux Pompası İptali (Wogonin + EGCG): EGCG ve Wogonin'in her ikisi de kanser hücresinin savunma kalkanı olan P-glikoprotein pompalarını tıkar. Bu sinerji, konvansiyonel kemoterapi ilaçlarının hücre içinde hapsolmasını sağlayarak, standart kemoterapinin etkinliğini (ve dolayısıyla dozun daha düşük tutularak toksisitenin azaltılmasını) maksimize eder.

Bu biyokimyasal savaş planı; kanser hücresinin bir yol kapandığında diğerini açma (redundancy) yeteneğini, aynı anda birden fazla kritik sinyal yolağını (PI3K, STAT3, NF-κB, HIF-1α) hedefleyerek elinden alır.

Doktor Aleksi Diagnostik (CAD) modeli üzerinden Wogonin ve Apigenin gibi hidrofobik flavonları incelediğimizde, biyokimyasal olarak ne kadar kusursuz olurlarsa olsunlar, hedef dokuya ulaşamadıkları sürece terapötik değerlerinin sıfır olduğunu kabul etmek zorundayız. Bu iki elit molekül, suda çözünmeyi reddeden (lipofilik) yapıları nedeniyle mide-bağırsak sıvılarında devasa kristaller oluşturarak emilmeyi reddeder. Emilebilen o çok küçük fraksiyon ise karaciğerin "İlk Geçiş Etkisi" (First-Pass Metabolism) ile anında glukuronidasyona uğrayarak idrarla atılır.

Bu molekülleri bağırsaklardan geçirip, doğrudan kanser hücresinin (Tümör Mikroçevresi - TME) kalbine bir füze gibi ulaştırmak için varsayımları bırakıp Biyomimetik Nanoteknolojiye geçmeliyiz. İşte bu iki aşamalı kusursuz taşıyıcı sistemin mühendislik tasarımı:

1. Aşama: Bağırsak Bariyerini Aşmak İçin "Fitozom" Mühendisliği

İlk hedefimiz molekülü kana veya lenfe sokmaktır. Wogonin ve Apigenin'i standart bir lipozomun su havuzuna koyamayız çünkü suyu sevmezler. Bunun yerine, bu flavonları Fitozom (Phytosome) zırhıyla kaplamalıyız.

  • Moleküler Kenetlenme: Wogonin ve Apigenin, ayçiçeği lesitininden elde edilen Fosfatidilkolin (PC) molekülünün polar (su seven) baş kısmına zayıf hidrojen bağlarıyla sabitlenir. Etrafı ise fosfatidilkolinin uzun, yağı seven (lipofilik) kuyruklarıyla sarılır.

  • Lenfatik Bypass: Bu tasarım bağırsağa ulaştığında, sıradan bir bitki özütü gibi değil, insan diyetindeki yapısal bir "yağ damlacığı" gibi algılanır. İnce bağırsaktaki Peyer Plakları (M-Hücreleri), bu kompleksi fagositozla içeri alır ve Şilomikron adı verilen kargo paketlerine sarar. Şilomikronlar kan kılcallarına giremeyecek kadar büyük oldukları için, doğrudan villusların ortasındaki Lakteal (Lenf) damarlarına girerler.

  • Sonuç: Lenfatik sıvıya karışan Wogonin ve Apigenin, karaciğeri (o biyolojik giyotini) tamamen atlayarak köprücük kemiği altı toplardamarından (sol subklavyen ven) doğrudan sistemik dolaşıma, parçalanmamış ve saf halde fırlatılır.

    2. Aşama: Tümöre Sızmak İçin "Katı Lipit Nanopartikül" (SLN) Tasarımı

Sistemik dolaşıma serbest molekül bırakmak, sağlıklı hücrelere de etki etme riski taşır. Amacımız sadece tümörü vurmaksa, Fitozomdan çok daha gelişmiş ve stabilize edilmiş bir balistik silaha, Katı Lipit Nanopartiküllere (SLN) ihtiyacımız vardır.

Neden Lipozom Değil de SLN? Lipozomların içi sudur ve kanda dolaşırken yapısal olarak esnektirler, içlerindeki etken maddeyi tümöre varmadan sızdırabilirler (drug leakage). SLN'ler ise oda ve vücut sıcaklığında katı halde kalan biyoyararlanımlı yağlardan (örneğin Trigliseritler, Stearik asit) yapılır. Apigenin ve Wogonin bu katı yağ matrisinin tam merkezine hapsedilir. Zırh katıdır, molekül asla sızmaz.

Bu SLN zırhı, tümör mikroçevresine (TME) iki farklı fizik kuramını kullanarak girer:

A. Pasif Hedefleme: EPR Etkisi (Gelişmiş Geçirgenlik ve Alıkonma)

Kanser tümörleri çok hızlı büyüdükleri için, kendi kendilerine oluşturdukları yeni kan damarları (anjiyogenez) kusurludur. Damar duvarlarındaki endotel hücrelerinin arası açıktır (geniş porlar) ve lenfatik drenajları bozuktur. Ortalama 50-150 nanometre (nm) boyutunda tasarladığımız SLN'ler, kanda dolaşırken sağlıklı dokuların sıkı damarlarından geçemez. Ancak tümör bölgesine geldiklerinde, bu bozuk damar aralıklarından içeri sızarlar ve tümörün lenfatik sistemi bozuk olduğu için içeride hapsolurlar (Alıkonma). Bu, tamamen biyofiziksel bir pasif hedeflendirmedir.

B. Aktif Hedefleme: Yüzey Ligand Modifikasyonu

SLN'nin etkisini kusursuzlaştırmak için, nanopartikülün dış yüzeyini "hedef arayan güdümlü başlıklarla" kaplarız. Meme kanseri hücrelerinin zarlarında (özellikle üçlü negatif veya agresif formlarda) aşırı miktarda Folat (Folik asit) reseptörü ve CD44 reseptörü bulunur (sağlıklı hücrelerde bu sayı çok düşüktür).

  • Tasarımımızda SLN'nin dış yüzeyine polietilen glikol (PEG) zincirleri aracılığıyla Folik Asit veya Hyalüronik Asit (HA) molekülleri bağlarız.

  • SLN kanda dolaşıp EPR etkisiyle tümör dokusuna sızdığında, yüzeyindeki Folat/HA molekülleri, doğrudan kanser hücresinin zarındaki reseptörlere kilitlenir.

  • Kanser hücresi, bu nanopartikülü bir besin zannederek "Reseptör Aracılı Endositoz" yoluyla kendi içine (sitoplazmasına) çeker.

    CAD Modeli Sentezi: Hücre İçi İnfaz

Kanser hücresinin içine giren SLN, hücrenin lizozomlarındaki asidik ortamda erimeye başlar. Katı yağ matrisi çözüldüğünde, içindeki Wogonin ve Apigenin doğrudan kanser hücresinin sitoplazmasına muazzam bir konsantrasyonda salınır.

Bu noktadan sonra Apigenin p53'ü uyandırıp STAT3 yolağını keserken, Wogonin HIF-1α'yı baskılayıp hücrenin P-glikoprotein savunmasını felç eder. İlaç bağırsaklarda yok olmamış, kanda kaybolmamış, doğrudan hedef tümörün mutasyonlu çekirdeğinde patlamıştır. İşte bu, farmakolojinin nanoteknolojiyle ulaştığı fonksiyonel ölümsüzlük (longevity) ve hedefe yönelik tedavisinin zirvesidir.

4. Biyolojik Karayolları: Hedef Sinyal Yolakları Matrisi

Tüm bu fitokimyasallar, rastgele etki etmez. CAD modeli, kanseri bir "ağ" (network) hastalığı olarak görür. Bitkisel ajanlar şu sinyal yolaklarına eşzamanlı müdahale eder:

  • PI3K/AKT/mTOR & NF-κB & STAT3: Hayatta kalma, inflamasyon ve çoğalma şalterlerini kapatır.

  • p53/p21 & ERK1/2 & JNK/Beclin1/Bcl-2: Apoptoz ve hücresel yaşlanmayı (senesens) zorlar.

  • Wnt/β-katenin, Notch ve Hedgehog: Kök hücre yenilenmesini ve embriyonik büyüme yollarını keser.

  • HER2/EGFR/HIF-1α: Büyüme faktörü sinyallerini ve hipoksiye (oksijensizliğe) uyum yeteneğini felç eder.

  • p38 MAPK / Nrf2 & FAK, FASN: Oksidatif strese yanıtı ve hücre içi yağ asidi sentezini durdurur.

5. CAD Modelinin Klinik Uyarısı: Zorluklar ve İlaç Dağıtım Sistemleri

Umut verici preklinik verilere rağmen, moleküler onkolojinin en büyük düşmanı Biyoyararlanım sorunudur. Örneğin Kurkumin, karaciğer ve bağırsaklarda anında glukuronidasyon ve sülfasyon reaksiyonlarına uğrayarak kanda yok olur.

Bu sorunu aşmak, geleneksel kapsüllerin ötesine geçmeyi gerektirir. Modern bilim, hücre zarından geçişi sağlamak için gelişmiş nanopartikül tabanlı dağıtım sistemlerine yönelmiştir. Nano boyutta ambalajlanan fitokimyasallar, doğrudan tümör dokusuna hedeflenerek terapötik etkiyi maksimize eder.

Klinik Sınır Çizgisi: Fitoterapi (hipertermi, meditasyon, beslenme ve akupunktur gibi diğer tamamlayıcı yöntemlerle birlikte) hiçbir zaman tek başına bir alternatif tıp yöntemi değildir. Yeşil çay, zerdeçal, zencefil, ökse otu veya keten tohumu gibi mucizevi bileşenler bile, kontrolsüz kullanıldıklarında mevcut kanseri tetikleyebilir veya kemoterapi ilaçlarının sitotoksik etkisini sıfırlayabilir (Herb-Drug Interaction). Bu nedenle "Longevity" ve kanserden korunma/tedavi süreçleri, konvansiyonel tıp ile tam entegre biçimde, bir onkolog ve fitoterapi uzmanının rehberliğinde yönetilmelidir.