" Bilim. Kanıt. Şifa. | Dr. Aleksi: Yeni Nesil Sağlık Ekosistemi."
Peki Nasıl İstersen Öyle Olsun
KÜLTÜR & FELSEFESPİRİTÜEL UYANIŞ & KİŞİSEL GELİŞİM
dr. Aleksi
2/24/20263 min oku


Loş Odadaki Ayaz (Sağır Edici Sessizlik) Dışarıda hayat devam ediyor ama o odada zaman durmuş. Belki yarım kalmış, soğumuş iki kahve fincanı. Giden kişi suçlulukla gözlerini kaçırıyor, paltosunu omuzlarına alırken aceleci. O sahte "Kırmak istemiyorum kalbini" repliğini mırıldandığında odadaki havada asılı kalan o ucuzluk... Kalan aşık ise yerinden bile kıpırdamıyor; sadece bardağı tutan parmaklarındaki eklemler sıkmaktan bembeyaz olmuş. Ortada devasa bir duygu seli var ama tek bir damla gözyaşı yok. Tam bir sükunet ve asalet.
"Peki, nasıl istersen öyle olsun..." Bu sözler bir yenilgi nidâsı değil; henüz ilk nefesini alamadan kendi ateşinde boğulmuş, ölü doğan bir aşkın mezar taşına kazınan sarsılmaz bir onur yeminidir.
Gitmek için sırtını dönen birini tutmak, fırtınayı çıplak ellerle hapsetmeye çalışmak kadar beyhudedir. Gerçek bir âşık bilir ki, iradesiyle gidenin ardında bırakılan tek şey, sessizliğin sağır edici çığlığıdır. Göğüs kafesi paramparça olsa da, o kanı dışarı sızdırmayan bir mağrurlukla aralar kapıyı. Gidenin, sahte bir nezaketle “kalbini kırmak istemiyorum” deyişindeki o zavallı merhamet, aşığın dudaklarında sadece acı bir tebessüm yaratır. Asıl trajedi budur işte: Kendisini paramparça eden celladına dahi “kıyamayacak” kadar yüce, şefkatli ve bir o kadar da lanetli bir sevda taşıması.
İllüzyonun Çöküşü ve Acı Gerçek
Giden, karanlığa karışıp gitmiştir zaten. Yollarına barikatlar kurmak, ayaklarına kapanıp sevgiyi dilenmek, yüreğini paspas etmek dik duran bir aşığın kitabında yazmaz. Çünkü aşık, gidenin adımlarında saklı olan o korkunç ve sığ gerçeği o an idrak etmiştir:
Karşısındaki yürek; derinliği olmayan, bedeli ödenmemiş sevgilere alıştırılmış, vitrinde gördüğü her yeni oyuncağa heves edip, eline aldığında çabucak doyan şımarık bir çocuğun ruhunu taşımaktadır.
Bu yüzleşme, aşığın kalbine saplanan en zehirli oktur. Uğruna dağları devirebileceği insanın, aslında bir çakıl taşı bile yerinden oynatamayacak kadar kolay vazgeçişini izlemek, aşkı öldürür ama aşığı diriltir.
Direnişin ve Yalnızlığın Manifestosu
İşte tam bu kırılma noktasında, göğü yırtan o eşsiz manifesto yankılanır: "Ben de yoluma giderim."
Bu bir kaçış değil, kendi krallığına, yalnızlığın görkemli tahtına çekiliştir. Aşık, kendi yüreğine şu sözü verir:
Ezdirmem Kendimi: Ayaklarım kanasa da, içimdeki şehirler yıkılsa da enkazın altında kalmam. Kimsenin merhametine, kimsenin yarım yamalak sevgisine boyun eğmem.
Ama Gezdirmem de Gönlümü: İhanetin ve terk edilişin acısını unutmak için teselliyi başka omuzlarda, ucuz kalabalıklarda aramam. Kendi yasımı meze yapmam.
Gider Acımı Çekerim: Ateş düştüğü yeri yakar. Bu ateşi bir mabet gibi göğsümde taşır, acımla yüzleşir, onu içimde asilce kanatarak kendi yaramı kendim sararım.
Kozmik Adalet Talebi
Ve gecenin en zifiri anında, dudaklardan gökyüzüne doğru ince bir sitem, evrensel bir aşk adaleti talebi yükselir...
“Beni özle, isterim ki beni çok özle...”
Bu, basit bir intikam arzusu değildir. O devasa acının terazisinde, hiç olmazsa bir dirhem eşitlik sağlansın diye edilen haklı bir duadır. Ruhunu yok yere deşen o insanın da içten içe kanamasını, yokluğun o buz gibi yüzü çarptığında en azından ince bir kabuk bağlayacak kadar sızlamasını dilemektir. Çünkü ancak o yara açıldığında, kaybedilenin bir oyuncak değil, bir ömürlük sığınak olduğu anlaşılacaktır.
